KALKINMA VE EĞİTİM

Toplumsal kalkınma hedef ve programları yapılırken, ulusal kimlik özellikleri göz ardı edilirse programların başarı şansı azalır. Toplumsal kalkınma; kesinlikle ihmal edilemeyecek derecede milli bir hüviyete sahip olmalıdır. Toplumun kalkınma hamlelerini benimsemesi ve desteklemesi için; öncelikle toplumsal kalkınmaya inanarak, tespit edilen hususlara dikkate etmesi gerekmektedir. Ülkemiz insanının yıllarca kendi güç ve kaynaklarının yeterince değerlendirilmemesinin arkasında böyle bir milli hedef eksikliği problemi vardır. Aynı hassasiyetin kamu kurumları faaliyet ve temsilinde karşılık bulamaması da cabasıdır.

Tüketici Hukuku Enstitüsünün organize ettiği, 5. Tüketici Hukuku Kongresi notlarımdan ikisi üzerinde durmak istiyorum. Kongre sonuç bildirgesinde de özetlendiği gibi çok sayıda tüketici hakkı ve hukukundan söz edilebilmesi mümkün olmakla beraber, diğer konuların da sağlıklı çözümlenmesine yol açacağından dolayı bazı görüşlere öncelik verilmesi gerekmektedir.

Bugünkü yazımın konusu; 5. Tüketici Hukuku Kongresindeki iki hukukçunun konuşma konularıdır. Birinci konu: Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. Fehim ÜÇIŞIK Hocamızın Kongrede belirtiği görüşü olup, özetle şöyledir: “Tüketici hukuku düzenlemelerinin dönemin şartlarına göre geliştirilmesi ve bu mevzuatın gereği gibi uygulanması, kalitesiz mal ve hizmet üretenlerin haksız rekabetinin önlenmesi, çevre hukuku ve kalkınma hukuku yönünden önem taşımaktadır. Tüketicilerin, varlıklarını etkili bir biçimde sürdürebilmelerinin en temel şartı rekabetçi serbest bir piyasanın mevcudiyetidir.”

Tüketici Haklarıyla ilgili düzenlemeler Avrupa Birliği mevzuatına uyum çalışmalarıyla birlikte sürdürüldüğü bilinmektedir. Ancak ortaya konulan hukuki düzenlemelerin güncellenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Değişen şartlara, gelişen teknolojik ve sosyal talep ve beklentilere göre değerlendirmeler yapılmalıdır. Ayrıca etkilenecek her kesimin yanlış yorum ve sapmalarına yol açılmamasına özen gösterilmelidir. Toplumumuzun geleneksel yapısı ve yaklaşımı dikkate alınarak denetim mekanizmalarının daha etkin ve daha aktif kılınacak şekilde hukuki düzenlemelerin yapılması, belki daha önemli bir husustur.  Zira kamu kurumlarının hiçbir şikâyet ve talep olmaksızın da kanun koyucu tarafından kendilerine verilmiş görev, yetki ve sorumluluklarında bir denetim fonksiyonu vardır. Buna rağmen; bazı alanlarda, özellikle finans sektöründe bırakın bu yetkinin kendiliğinden kullanılmasını, yapılan milyonlarca şikâyet bile kurumları harekete geçirmeye yetmemiştir. Ya, kurumların faaliyet alanlarının tarifini yeniden yapacağız, ya da toplumsal algıyı düzelteceğiz. Ama muhakkak, toplum güveninin kötüye kullanılmasına, istismarına veya sarsılmasına yol açacak uygulamalara engel olmak zorundayız.

Üzerinde titizlikle durulması gereken bir konu da; kaliteli mal ve hizmet standartlarıdır. Serbest piyasa şartları içinde rekabetçi bir pazar oluşturulurken, kaliteli mal ve hizmet üretilmesinin sağlandığı, artık bu konuda hiçbir taviz verilmeyeceği hususu toplumca yaygın bir kanaat haline gelinceye kadar, konu ısrarla takip edilmelidir. Böylece tüketici memnuniyetinin ve refahının artması mümkün olabilir. Güvenilir bir piyasanın oluşması kolay değildir. Belki yıllar sürebilir. Fakat güvenilir bir piyasanın korunması, muhafaza edilmesi daha da zordur. Bu sebeple plan, program ve düzenlemelerin milli hedeflerimize uygun olmasına azami dikkat gösterilmelidir.

Kongre notlarımdan aktaracağım ikinci önemli konu, Tüketici Hukuku Enstitüsü Başkanı Sayın Av. Hakan TOKBAŞ’ın takdim konuşmasında sunduğu görüşüdür: “Tüketici Hukuku acilen hukuk, işletme ve iktisat fakültelerinde zorunlu ders haline getirilmeli, ortaöğretimde de tüketici hakları dersleri okutulmalıdır.”

Bir ülkenin hukuk ve adalet sistemi; muhakkak ki o ülkenin gelişmiş olup olmamasıyla yakından ilgilidir. Tüketici Hukuku’nun gelişmesi için çeşitli bilimsel toplantı ve organizasyonların hukuk biliminin gelişmesine büyük katkısının olacağı şüphesizdir. Ancak Tüketici Hukuku kavramının gelişmesi ve geliştirilmesinden önce bireyin tüketici hak bilincinin artırılması gerekmektedir. Bunun için Milli Eğitim Bakanlığı bu konuyu gündemine almalı ve en kısa zamanda okullarda Eğitim ve Öğretim konularına tüketici hakları dersleri ilave edilmelidir. Ayrıca, seminer ve konferanslar tertip edilerek, öğrenci velilerinin yanı sıra işyerlerinde çalışanlara kadar toplumun her kesiminin tüketici hakları ve hak takip yolları hakkında öncelikle bilgilenmeleri sağlanmalıdır. Hatta bütün şehir ve ilçe merkezlerinde toplumsal bilinç oluşuncaya kadar, halk eğitim merkezlerinde de halka, tüketici hakları konusunda eğitim verilmeli, konferans, seminer ve paneller tertip edilmelidir. Tabii ki yükseköğretimde konuların daha teknik ve daha akademik bir düzeyde değerlendirmelerin yapıldığı hukuk, işletme ve iktisat fakültelerinde ders olarak işlenmesinin de faydalı olacağı şüphesizdir.

Yukarıda, ilk paragrafta arz ettiğim üzere bir ülkede; toplumun benimsemediği, kendine mal etmediği bilgi, görgü ve alışkanlığına ulaşamadığı hiçbir konuda milli hedeflere ulaşılması mümkün değildir. Bu sebeple; toplumca genel bir kabul görmesi ve desteklenmesi içinböyle önemli konuların gündemde kalması ve her platformda ifade edilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum.  08.12.2015     Kemal Ertuğrul Öztürk

SÖZ İZİ: Ulaşılan her dağ bir tepe, ulaşılamayan her tepe bir dağ sayılır. K.E.Ö.

%d blogcu bunu beğendi: